![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
ÇERKES TARİHİNİN PRENSLER DÖNEMİBEKMIRZE’NİN OĞLU BETOKO’NUN BÜYÜK PRENSLİK DÖNEMİ 1746–1752 Sevgili okurlar, Yukarıda adı ve dönemi verilen bu makalede yazar, sözü edilen dönem içinde Kabardey Prenslerinin -tabir yerindeyse- taht mücadelerini anlatmaktadır. Ancak oldukça ayrıntılı ve detaylı bir tarzda. Hatta diyebilirim ki, Askeri okullarda, Harp Akademilerinde ya da Tarih fakültesinin “Çerkes Tarihinin Prensler Dönemi” bölüm öğrencileri için belki gerekebilecek bir şekilde anlatmaktadır. Çok sevdiğim, değerli dostum Sayın Sokur, kendisi de bunun farkına varmış olmalı ki, bu çok uzun makalesinin sonunda bir değerlendirme/özet yazısı ilave etmiştir: “Yazdıklarımızın bizi götürdüğü düşünceler” alt başlığıyla. İnsanlarımızın, özellikle gençlerimizin okumaya karşı tahammül sınırlarını da hesaba katarak, ben de burada, makalenin bu özet kısmını sizlerle paylaşmak istedim. Yine de, bütün Adıgelerin hemen hemen tamamının tanıdığı, en azından adını duyduğu Kazanoko Jabağı ile ilgili yazdıkları ile yine hiçbir Adıge’nin ismini belki hiç duymadığı, fakat yazarın ifadesine göre, nerdeyse Jabağı kadar önemli bir şahsiyetten söz ettiği –bir paragraflık ta olsa- Bjıhal’ Liwan la ilgili bölümleri de kaydetmeden geçemedim.(ç.n) Yazdıklarımızın bizi götürdüğü düşünceler : Buraya kadar edindiğimiz bilgiler doğrultusunda, Bekmırze Oğlu Betoko’nun (Bekmırze Yıko Betoko) Büyük Prenslik (Pşı Weli) dönemine şöyle bir bakacak olursak, birçok yönden ilginçtir. Evvela, Çerkesler o dönemde kendilerine özgü gelenekleri, kıyafetleri ve dinleriyle bağımsız (bir ülke) olarak, hür bir şekilde şan ve şöhret sahibi olarak yaşıyorlardı. Büyük/güçlü uluslar onları dikkate alıyor, küçük uluslar ise onlardan çekiniyor, korkuyor, onlara imreniyor ve onları örnek alıyordu. Aralarında büyük insanlar yetişiyordu. Söz gelimi, sadece Çerkeslerin değil, Rusların, Asetinlerin, Balkarların dahi hakkında türküler yaktığı Kaytoko Aslanb“iki deniz arasında ancak bir prens (pşı) ve bir prenses (guaşe) bulunur” diyordu ek; ve bu ideal uğruna mücadele etti ömrünün sonuna kadar. Betoko’nun en büyük düşüncesi ve kaygısı ise prensler arasındaki anlaşmazlıklar ve kendi öz kardeşinin dahi kendisini dinlemeyişi idi. Gerçekten de birlik ve beraberliğin, barışın sağlanamadığı yerde büyük işler başarmak zordur. Böyle olmakla beraber, Betoko da, makamının hakkını verecek büyük sorumlulukların altına girmedi, (büyük hedefleri olmadı, vizyon sahibi değildi).Bekmırze’nin oğlu, Kaytoko Aslanbek gibi, çevresindeki küçük ulusları itaat altına almak çabası içinde olmadı. Ya da ne bileyim Şocenıko Alıcıko gibi, Tatlosteney ve Kilağsteney halkına söz geçirme davasını gütmedi veya Tatarhan’ın oğlu Jankhot gibi, Kaberdey’i Rusya’nuın yanına çekmeye çalışmadı. Yahut şeyh lakabını kazanan prens (pşı) Hatoğşoko Adelceri gibi, ülkeyi İslamlaştırmak gayreti içinde de olmadı. Betoko yumuşak huylu, edep sahibi birisiydi. Dolayısıyla kendi halkı için iyi bir prens (jılepşş) idi. Fakat büyük prenslik için zayıf kaldı. Bu yüzden gereken itibarı görmediği gibi, yöneticiliği (büyük prenslik) döneminde itibarı daha da düştü, emirleri de pek kaale alınmadı. Öyle anlaşılıyor ki, Tatlosteney de, Kilağsteney de onu dinlemedi ve kendi kararlarını kendileri aldılar. Oysaki bu prenslikler, bir prensin yönetiminde güçlü bir devlet olmalıydı. Ne var ki, zamanında onları birleştirip, bütünleştirecek, yüreği ve bileği güçlü biri yetişmedi Kabardeyler arasında. Herhangi bir korku da bir araya getirmedi onları. Prenslerin de böyle bir düşünceye akılları yetmedi. Daha önceleri, Yınal’ın çocuklarından ilk büyük prenslerin itibarı daha büyüktü. Bütün Adıgeleri Allah bilir, ancak Kabardeyler bir yönetim altındaydı. Ne var ki, prenslerin sayısı arttıkça, nüfus çoğaldıkça, sınırlar genişledikçe, soyluları (workları),atları, toprakları paylaşamaz oldular; ihtilaflar arttı ve böylece prensliklere bölündüler. Aralarında liderler, yönetici prensler seçiyor idiyseler de, dinlemeseler de oluyordu. “Prens(pşı)lerin çekişmesi soylu (work)ların zararınadır” diye ir söz vardır. Sözünü ettiğimiz dönem buna en güzel örnektir. Ancak bazı tarihçilerimizin bu prens mücadelelerini, kardeş kavgalarını, sanki Adıgeler arasında süregelen bir gelenekmiş gibi yazmalarına üzülmemek elde değil. Çünkü doğru değil bu. Dünyada hiçbir ulus yoktur benzer durumu yaşamayan ve geride bırakmayan, kimileri daha erken, kimileri daha geç olmak üzere. Avrupa devletlerine bakarak bu durumun Çerkesler arasında daha uzun sürdüğü söylenebilir. Prensler arasındaki sonu gelmez bu mücadeleler ve çaresizlik, soylulara (worklar) prens ya da büyük prens olduğuna bakmaksızın, onları azletme, “pşıtehu” denilen o kötü geleneği düşündürdü. XVI-XVII. Yüz yıllar arasında bu gelenek değişti. Toğtemış’lere yapılanın benzeri kimseye yapılmıyordu artık, fakat herhangi bir prens te boy gösteremiyordu bu yüzden, hemen sürgün ediyorlardı. Bu durum prenslerin gücünü kırıyor ve sürekli aman dilemek zorunda kalıyorlardı. Devleti olmayanların hususi ve etkili politika üretmeleri imkânı yoktur. Güçlü bir devlet ve yaman bir politikaya sahip olan Rusya’nın, Kabardey ülkesinde yürüttüğü politikayı ve bu zorlu politikayı yürütürken başvurduğu yöntemleri kavramaya hazır değildi prensler. Gerek Rusya’dan, gerekse Kırım’dan gelen elçiler için yolgeçen hanıydı Kabardey; ne sorarlarsa cevabını buluyorlardı, bulamadıklarını da satın alıyorlardı. Bizimkilerin ise, ilginçtir, bu ister büyük prens olun, ister yardımcısı (kodz), benim diyen soylu (work) olsun, hiçbir gizli/saklıları yok, her şeyleri ortada. Ülkeye yönelik hiçbir tehlike yok gibi sanki. Halka yönelik (milli) bir hedef, düşünce de yok. Betoko’nun ölümünün üzerinden henüz on yıl geçmişti ki, Kaberdeylerin ocağını söndüren Alman asıllı II. Katerina Rus Çarlığını ele geçirdi. Tahta çıktıktan birkaç ay sonra da, bu yavuz kadın, Kafkas topraklarında yüz yıl süren Gâvur Savaşını başlattı. Kazanoko Jabağı: Betoko ile Jabağı aynı yıllarda yaşadı. İkisi de İslam’a gönülden bağlıydı. Hacca da gittiler. Jabağı, Betoko’dan iki yıl kadar önce vefat etti. Onun mezarı bugün dahi Hatoğşoko’ların bahçesi dediğimiz Nalçik parkındadır. Burada K’uaş Bet’al’ın onun hakkında yazdığı şu mısraları hatırlamamak mümkün mü? İşte bak geçtikçe mezar taşının yanından Sevgiyle selamlıyorum Evsahibin derin kara toprağın altından Sanki seni görüyorum. Mezar taşındaki yazıya göre, Kazanoko Jabağı, Hicri tarih itibariyle,1153 yılında vefat etti. Bu, miladi 11.12.1749 – 29.11.1750 yılına tekabül etmektedir. Bu konuda başkaca bir dayanağımız da yok. Tahminimize göre Jabağı’nın mezarı, ölümünün üzerinden yirmi yıl geçtikten ve hanımı da vefat ettikten sonra yaptırılmıştır. Mezar taşındaki Arapça yazıyı, Belağ Şavki Çerkesçe olarak şöyle okudu: “Nur içinde yatsın. Allah mağfiret etsin. Bu mezar Hacı Jabağı Kazanoko’ya aittir. Her ikisi için fatiha okuyunuz! Yapılış tarihi:1163,yapan: Şeyh Ali.” Her ikisi de dediğine göre, karısının da yanında yattığı anlaşılıyor. Eşinin de yanına defnedilmesinden dolayıdır ki, iki mezar yan yana, ancak kadının adı yazılmamış. … Betoko ile Jabağı’nın döneminde şöyle bir gelenek vardı: herhangi bir davada, prens(pşı)lerin işini vuzuha kavuşturmak gerektiğinde, her prensin vekili durumunda birer work(soylu),davanın görüldüğü yere(pşı-work kurultayına) gönderilirdi. Orada her şey ortaya konur, Kuran’a el basarak yemin edilir, şahitler de getirilir ve bu şekilde mahkeme olurlardı. Haklıyla haksız ayırt edilir, kararlar alınırdı. İşte böyle bir zeminde ortaya çıktı Kazanoko’nun zekâsı da, bilgisi de. Jabağı yaşadığı sürece prens çekişmelerinden, savaşlardan/kavgalardan başını alamadıysa da, ülkede belli kuralların (yazılı olmayan örfi yasaların E.Ö.) yerleşmesinde büyük gayretleri olduğu söylenebilir.(Söz gelimi),Çerkeslerin devlet yapılanmasına kavuşmasındaki en büyük engellerden olan kan davalarına ve hayvan hırsızlıklarına karşılık, Kaberdey’e ilk defa “jemduğtlıxex” hükmünü getirenin Jabağı olduğu söylenir. Bilindiği üzere o yıllarda Çerkesler muhtelif dinlere mensup idiler. Müslüman olanların sayısı fazla ise de, bir kısmı da hala pagan inanışlarını sürdürüyordu. Hıristiyan olanların sayısı da az değildi. Jabağı’nın hala gönüllerde yaşıyor olmasının bir sebebi de, işte bu farklı inanç gruplarını uzlaştırabilmiş olmasıdır. İyi insanın (“adam”ın) kıymeti yokluğunda belli oluyor. İlk bakışta Kazanoko Jabağı’nın tarihte büyük yer işgal ettiği söylenemez. Gerçi büyük prense danışmanlık, yargıçlık yaptığına ve fevkalade elçiliklerde bulunduğuna göre, yaşarken de hak ettiği saygıyı, itibarı görmüştür denebilir. Ancak olağanüstü saygı görmesi(kült olmaya başlaması) ölümünden sonradır. Şayet büyük bir insan olmasaydı, olağanüstü yetenekleri bulunmasaydı, hakkında o kadar övgüler söylenmezdi, söylense de tutmazdı. Jabağı’dan söz açmışken şu kadarını da söylemeden geçemeyeceğim: milli duyguların kabardığı her dönem, bu işin başını çeken liderlerin,“yok oluyoruz!” şeklindeki haykırışlarında, bu ister 1808–1905 yılları olsun, ya da 1956 yılı veya 1991–92 yıllarında olsun, şöyle bir dönüp tarihlerine baktıkları zaman,gerçek vatansever ve kahraman olarak, bütün safiyeti ve olanca saygınlığıyla karşılarında buldukları şahsiyet Jabağı’dır. Çok iddialı konuşmak doğru olur mu bilmem ama O’nun ölümünden sonra, çok geçmeden Adıgelerin içine düştüğü kötü durum, bir şekilde onun yokluğu ile alakalı değil midir? Bjıhal’ Liwan: Betoko döneminde adı anılmaya değer bir bilge kişi daha vardı. Sözünü ettiğimiz bu kişi, kalp gözü açık, kerametleri anlatıla gelen Bjıhal’ Liwan’dır. Onun hakkında çok şey söyleyemeyeceğiz, ancak, az şey de çok şey değerindedir. Neden derseniz, şimdiye kadar biz onu tarihten değil, söylencelerden tanıyorduk. Hâlbuki o tarihi bir şahsiyettir. Ayrıca Kazanoko Jabağı’nın arkadaşıdır. Liwan hakkında Rusça bir kitapta bazı tarihi bilgiler mevcuttur. Söz konusu kitapta, Prens Sultanali’nin oğlu Sedatceri tarafından özgürlüğü iade edilen özgür çitçilerden olan Bjıhal’ Livan’ı Kaytoko Yıko Aslanbek’in zorla tutup geri vermediği şeklinde bir bilgi yer almaktadır. SOKUR Valere Tarih profesörü Oşhamaho,1997,sayı:6 Çeviren: Erdal ÖZDEN
YORUMLAR
movsar
{ 07 Ağustos 2008, Perşembe }
iki deniz arasında bir pşi değil bir devlet bulunur demiştir kaytuko aslanbek olayı yine bazi arkadaşlar mikromilliyetçilik yaparak bişeyler sıkştırıyorlar araya devlettte çerkesya değildir çerkesya olması için çeçenlerin veya dağıstanlıların kendilerini çerkes olarak tanımlamalarıı gerek belki o devletin ismi ichkeriya filan olur ama cerkesya olmaz ona emin olun lafim anlayana ordan burdan bir kaç tarihi kahramanlik olayiyla egolarını tatmin edenlere
koparl kacar
{ 06 Ağustos 2008, Çarşamba }
Krım hanlığının çerkes'leri ağır vergilere bağladığı dönemler Çerkes prensleri kız kardeşlerini rus prenslerine hediye verdiklerini ve kafkasyanın barışcı bir şekilde ruslar tarafından kolenileştirildiğini görmezden gelmek deve kuşu gibi küçüçük başımızı kuma gömmeye benzer.Kafkasyada bir başarı sağlanacaksa önce bu prens hayaliyle yaşayanların başını kesmeleri gerekirdi.Hatırlarsanız bir filim vardı cesur yürek iskoçlarla ingilizlerin savaşı. prensleri savaşcıları sattılar savaştan önce bu preslerin başlarını gizlice kesselerdi bügün büyük biritanya yerine büyük iskoç vardı.bu günde büyük kafkasya yerine büyük rusya var.Tarih profesürü bunladan bahsetmiyor çerkes'ler kendi tarhlarini pek bilmezler tabiki profesör yazmış diye inanacaklar. Erdal özden kardeşimiz buraya kopyalamış yinede bir okuma parçası yazmış saygıdada kusur etmeyeyim.
sonerkocsav
{ 03 Ağustos 2008, Pazar }
iki deniz arasında bir pşi bulunur sözü aslında tek bir devlete işarettir..Ama kimi bunu Kuzeykafkasya diye söyler,bende dahil birileride Çerkesya diye söyler.Çerkesya Hazar denizine kadar uzanan içersinde sadece Adigeleri değil Çeçenleride barındıran bir devlet düşüncesidir de deniliyor ki doğruluk payı vardır o dönemde.
YORUM YAZIN
|
|
© 2005-2006 Uzunyayla.com.
Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.