![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
NERDE O ESKİ MAHALLE BASKILARIOĞUZ BERK 27 Temmuz 2007 Kartal gibi delikanlılarımız, kuğu gibi süzülen kızlarımız, ne muhteşem danslarımız var. Hele o düğünlerimiz, o düğünlerimizdeki, o samimiyet, o sohbet, o muhabbet…… Bu en büyük sosyal birliktelikte, herkes yerini bilirdi, neyi konuşacağını, neyi konuşmayacağını bilirdi. Ne söylediğini bilen, ancak bildiğini söyleyen büyüklerimiz vardı. Dünya tarihinde cezaevi olmayan, delilerini tımarhaneye kapatmayan tek milletiz belkide. Bizde yanlış yamuk yapan olmazmıydı, olurdu tabi.Ama yanlışın cezası, hapishane değil, bir tür toplumsal rehabilite olan dışlamaktı. Birisini dizginleyecek, en ağır eleştiri yemug ve haynape’ydi. Bunun yüzlerce örneğine şahit olmuşsunuzdur hepiniz. Etrafınızda son zamanlarda kalmasada bir çok TOPLUMSAL DIŞLAMA hikayesi duymuşsunuzdur. Bir insana verilecek en büyük ceza, adam yerine koymamaktır. Evet yıllardır Çerkesleri ayakta tutan bu dinamiklerdi, haynepe, yemug ve toplumsal dışlama. Toplumsal konumu, statüsü, mali durumu ne olursa olsun. Gayri ahlaki davranan, Xabze’ye uygun davranmayan, dışlanırdı. Bir insana yapılacak en büyük hakaretlerden biri, “Mır cıif hunep”di (Bu adam olmaz). Adamlığın kriterleri belliydi çünkü, bu günkü gibi herkesin yaşayış şeklini, meşru göstermek gibi bir adamlık anlayışı yoktu. Kimliğine birazcık bağlı tüm ailelerin çocukları, ailesine ve sülalesine laf getirmemek için olağan üstü özen gösterirdi. Bu özen, sadece aile, sülale değil, içinde yaşadığı köy ve topluma laf getirmemeye kadar uzanan muhteşem bir oto kontroldü. Yani son zamanların moda deyimiyle, bir öcü gibi gösterilmeye çalışılan Mahalle Baskısını tüm Çerkesler iliklerine kadar hissederdi. Eminimki özellikle kırk yaşın üstündeki insanımız, o duyguyu çok iyi hatırlayacaktır, bırakın aileden, sülaleden, birisinin görmesini, aman etrafta bir Çerkes vardır endişesini çok yaşamıştır, kendine çeki düzen vermiştir. Niye bu toplumda, hırsızlık, ahlaksızlık, ahde vefasızlık (ekmeksizlik), tecavüz…. gibi gayri ahlaki tavırlar başka kültürlerle kıyaslandığında sıfır noktasındadır. Bizim toplumsal oto kontrol dediğimiz, Xabze dediğimiz, bugün küçümseme anlamında kullanılan mahalle baskısı sayesinde değil midir? Xabze dediğimiz kurallar zincirini uygulayan hayata geçiren, güvenlik güçlerimiz olmadı hiçbir zaman, hiçbir zaman ahlak polislerimiz olmadı. Ama…. Ama şimdiki gibi, Thamadeler den “jale hak” adı altında alkol isteyen gençlerimizde yoktu, onları alkolle birayla soran Thamadeler’de yoktu. Kendi yaşam tarzlarını meşru göstermek için, Xabze’yi kuşa çeviren toplum adamları(!)da yoktu, bunlara sessiz kalan Thamadeler de yoktu. Düğünde alkol alınması mı? O ne demek, bırakın düğünde alkol almayı, alkol almış biri düğüne gelince, düğün kimsenin uyarısına bırakılmadan gençler tarafından bozulurdu. Düğünümüz bitmiştir deyip, herkese teşekkür eder, dağılırlardı. Bu oto kontrolün baş aktörü, alkolden sonra yaşanabilecekleri en iyi bilen genç kızlarımızdı. Kızlarımız hangi düğüne giderken gözümüz arkada kalmıştı ki? Kızlarımızın namus bekçiliğini hiçbir zaman yapmadık, hiçbir zaman düğüne yanında aileden biri olmadan giden, kızımızın arkasından gitmedik, endişelenmedik. Çünkü hepimiz biliyorduk, o yüksek toplumsal ahlak, her ortamın düzenini sağlamaya muktedirdi. Çünkü biliyorduk, bizim kendimize layık görmediğimiz hiçbir tavrı, olumsuzluğu, bu toplumun hiçbir ferdi bir başkasına reva görmezdi. Böyle bir şeye tevessül edecek kimsenin dersini, kimseye yetiştirmeden, kendi ailesi ve sülalesi verirdi. Bunun içinde bu toplumda kan davası olmamıştır. Kayseri’ye geldiğim ilk yıllarda, üniversiteli arkadaşlarımızla katıldığım bir düğünde, otobüsle gelin almaya giderken, önde oturan Thamadelerden, alkol talep edilmesi ve onlarında bunu yerine getirmesini hayretler içinde izlemiştim. Öyle ya, benim o güne kadar katıldığım düğünlerde ( Tokat’ta), bırakın alkol talep edilmesini, bu talebin yerine getirilmesini, düğünde gençler sigara dahi içemezdi. Düğüne ara verilir, ancak öyle bir kenarda sigara içilirdi. Ya şimdi.. Şimdi nerede o eski mahalle baskıları diye hayıflansak, gericimi oluruz acaba? Tüm bunların bir boyutunda, sivil toplum örgütleri ve o örgütleri temsil noktasındaki başkanları var tabiki. Olması gereken, mahalle baskısının dozunu ve yaptırımını belirleyecek yerler sivil toplum örgütleridir çünkü. Günümüz sivil toplum örgütlenmelerinin başında olanları, Thamade diye adlandırırsak, kendimizi baştan sona inkar etmiş oluruz. Bir alimin, bir sözü vardı.” Molla olmak kolay şey, adam olmak zor.” Şimdi bunu bize uyarlarsak hiçte garip olamaz sanırım. “Başkan olmak kolay şey, Thamade olmak zor.” Her şeye rağmen, ister başkan, ister Thamade olarak adlandıralım, Kafkas toplumunu bir şekilde temsil noktasında olanlar, hem bireysel, hem de aile olarak, toplumun hoş görmeyeceği tavırlardan uzak kalmak, için daha büyük hassasiyet göstermek zorundalar. Bizi biz yapan kurallar bunlar değilmidir? ….. Toplumsal oto kontrol, Xabze, veya mahalle baskısı… adına ne derseniz deyin, yaşatmak için mücadele verdiğimiz kültürel kimlik bu değilmidir? Bu güne kadar nasıl ahlak polisleri olmadan ayakta tutulmuşsa öyle tutulacaktır. Kimse kendisini ve ailesini bağlamayan Xabze’yi kullanarak, başkalarına Xabze dersi veremez? Vermemeli. NOT: Bu yazı Thamadelik kavramını ve Thamadeleri eleştiren bir yazı değildir, ancak o makamda olduğunu zannedip, ancak biraz hafif kaçan tipleri eleştiri olabilir.
YORUMLAR
DERYA HAZIR
{ 02 Ağustos 2008, Cumartesi }
Sn.Oğuz beyin çalışmalarını büyük bir memnuniyetle izlerken bu yazıyı özeliklede Nerde o eski mahalle baskıları şeklindeki başlığın 21.yy da destek bulmasını uzuntuyle okuyorum.Kuğu gibi süzülerek bir toplumun var olmasını yalnızca yemug ve heynapeyle mümkün olmadığını artık hepimizin görmesi gerekmektedir.Ticaret ve bürokrasi konularındaki eksikliklerimizin dillendirilerek bu anlamda neler yapılabileceğimizin masaya yatırılmasının daha faydalı olacağına inanıyorum.
saygılarımla, Derya Hazır
Savaş
{ 01 Ağustos 2008, Cuma }
Khabze'nin sebzeye Yemug'un yamuğu dönüşme emarelerinin hızla arttığı bir dönemde sanırım hepimiz özeleştiri yapabilmeliyiz ama bu eleştirileri de Haynape sınırlarını 'Hay Kahpe' kıvamına getirmeden dile getirmeliyiz.
Söz konusu olan Çerkes toplumuysa, diğer kavimlerin birbirini tuttuğu kadar birbirimizi tutmaya devam etmeliyiz. Eloğlu kendisinden olan çöpçüsüne bile sahip çıkarak örgütlenirken bizden bazıları Tüm Türkiye'ye malolmuş Çerkes sanatçılar hakkında bile hala 'Çerkesler ve Çerkeslik için ne yapmışlar ki?' diyebiliyorlar günümüzde. Onların Çerkes olduklarının bilinmesinin bile bir artı değer olduğunu anlamamazlıktan geliyorlar. Velhasıl kelam, asla yozlaşmadan, asla simile olmadan ama entegre olarak, ihanet etmeden de özgür kalarak Çerkeslik ve Çerkesler güzel günler yaşayacak bu aziz vatanın topraklarında. Büyüklerimiz aydın insanlar, küçüklerimiz ise saygılı kuşaklar olarak yaşamaya devam ettikleri sürece elbette...
Mehmet Kamil Turkan
{ 01 Ağustos 2008, Cuma }
Merhaba Oğuz Bey bu güzel ve anlamlı yazınız için tşkler...Toplumdaki sorunları çözecek yetkiye sahip , dedikleri tüm toplum tarafından kabul edilen Thamatelik kavramı bile sorgulanır hale geldi ne yazıkki.
MECİT
{ 01 Ağustos 2008, Cuma }
Ya arkadaşlar biz işin kolayına kaçmayı öyle seviyoruzki sormayın gitsin.
Kardeşim sana ne dernek başkanından, vakıf başkanından, federasyon başkanından. Çerkesliğini yaşatacaksan başkalarını eleştirmene gerek yok, önce herkes kendisi ve çocukları, ailesi Çerkesliğini yaşatsın, sonra dernek başkanını, vakıf başkanını, federasyon başkanını sorgulasın. Herkesin hatası kendisine, doğrusu da kendisine. Başkalarının yanlışını eleştirerek kendi yanlışlarımızı doğru hale getiremeyiz.
Neonart
{ 30 Temmuz 2008, Çarşamba }
Yıllar önce o zaman Kafkas Derneği başkanı olan bir büyüğümüzün oğlunun düğününe katılmıştım. Kız tarafı da Çerkesti. O zaman herkes bu düğünü konuşuyordu, deniliyordu ki nede olsa bir Kafkas Derneği başkanı olan thamadenin düğünü tam da Çerkes örf ve adetlerine göre, xabzeye göre yapılır ve bu düğün herkese örnek olur.
Fakat malesef düğün hiç de beklenildiği gibi olmadı. Mızıka ile yapılan kısa bir Çerkes düğünü faslından sonra bir başka thamade mikrofonu eline aldı ve dedi ki ...düğüne katılan diğer misafirleri de düşünerek bundan sonrasında düğün salonunun kendi müzisyenlerinin çalacağı müzik ile düğün yapmaya devam edeceğiz... ve ondan sonra vur patlasın, çal oynasın misali oyun havaları eşliğinde uzun süre öyle göbek atıldı, öyle oynandı ki neredeyse herkes şaşkınlıktan dilini yutacaktı. Yani misafirlere kendi kültürümüzle düğün yapıp örnek olmak ve kendi kültürümüzü onlara göstermek yerine, güya onlara ayıp olmasın diye göbek havaları eşliğinde vur patlasın çal oynasın şeklinde bir düğün yaptırıldı. Bu dediğim 15 sene kadar önceydi ve o günkü şartlarda Kafkas derneği başkanı olan bir zatın düğününün toplumumuzu nasıl etkilediğini, iyi örnek olunacak iken nasıl olumsuz bir durum ortaya çıkarttığını varın siz düşünün.
Saim Tuç - Bic'ra
{ 29 Temmuz 2008, Salı }
Kül olmaz ateş yanmadan, denizler durulmaz dalgalanmadan diye bir tekerleme vardır. Değerler kaybedilmeden değeri anlaşılmıyor... Sayın Berk not düşmüş: Bu yazı Thamadelik kavramını ve Thamadeleri eleştiren bir yazı değildir. diye!... Kavramına bir diyeceğim yok ama yaşlanmış her kişiye Thamade sıfatının yakıştırılması ile kendinde birşeyler olduğu vehmine kapılarak küçüklerine kötü örnek olan büyükler hakkında söylenecek çok şey var...
Yıl 1965 Bir etkinlik nedeniyle, arkadaş grubu olarak Gönenin bir Çerkes köyüne davet edildik. Akşam köy meydanında yapılacak düğüne, Biganın köyleride dahil çevrenin geniş bir katılımı oldu. Düğünde, misafir diye bizi yörenin Thamadesi diye anılan Dudux Şuayıb'ın yanına oturttular. (Bu, Türkiyede ilk defa mızıkayla plak dolduran zattır. Rahmet ve Saygıyla anıyorum) Bir ara Vıug oynanmaya başlandı. Fakat kızlar solda erkekler sağda idi. Misafir olmamız nedeniyle bir müddet sessiz kaldık ama, kimseden ses çıkmayınca, birazda şaka ile karışık: Va Şuğayıp! İki komşunun inek sağımının bir olmaması gibi acaba, adetler sizde başka bizde başkamıdır? Sorusunu yönelttik ve ne olduki? sorusuyla cevaplayınca: Vıug oyununda kızların ne tarafta olması gerektiğini öğrenmek istediğimizi belirttik. Oynamakta olan kalabalık gruba dikkatle baktı ve birden ayağa fırlayarak sağ eli havada durun, durun! Diyerek düğünü durdurdu. Sonra; bir kızın koluna girerek: Aynen Uzunyaylada yapılan klasik Vıug oyununda olduğu gibi kolkola, yan-yan yukarı yürüyüşü ve figür yaparak aşağı inişi bizzat uygulayarak gösterdi. Ardından herkes bu gösterilen oyuna uydular. Bu durum bizlerde: Kaybedilen değerlerin yeniden edinilme çabası içinde olunduğu intibaını uyandırmıştır. Halbuki Uzunyayla o tarihlerde hızla özelliklerini kaybetmekteydi. Geçen yıl bir nikah için Kayserideydik ve Uzunyaylaya yön vermesi gerekenlerin, büyük olarak çoğunluğu oradaydı, bilinçle hareket eden çok az kişiyi görmek elbetteki memnuniyet verici olmuyor! Gençlerin arasında, kendilerini belli etmeselerde arayış içinde olan ve çok dikkatli gözlemciler var. Dolayısıyla ümit yeni kuşaklardadır ve zaman herşeyin ilacıdır. Herkese esenlikler diliyorum Not: Maxıme yada Fade içmeninde geleneksel bir yolu, yöntemi ve adabı vardı, oda yozlaştırılmıştır. Ayrı bir konu olarak işlenmelidir.
CaNBeK
{ 29 Temmuz 2008, Salı }
yazdığınız yazı için teşekkür ediyorum ayrıca affınıza sığınarak konuyla ilgili bir kaç düşüncemi de paylaşmak istiyorum. biz 1864 e kadar köy olmaktan hiç kurtulamadık. bir kent kuramadık, küçük küçük koloniler gibi birbirinin kopyası ama birbirinden uzak bir şekilde yaşadık. nüfusu az olan köylerde elbette herkesin birbirini tanıyor olması ve xabzenin verdiği terbiye ile sosyal ilişkiler düzenleniyordu. hapishanemiz, tımarhanemiz yoktu diye övünmenin de burada bence bir mantığı yok. demek istediğim, kentleşemeyen, devletleşemeyen, milletleşemeyen bir toplulukta her hangi bir devlet teşekkülünün varlığından söz edilebilir mi? hapishanemiz yoktu diye övünenlere sormak istiyorum; bir okulumuz var mıydı? bir kütüphanemiz var mıydı? bir devlet su işleri, köy hizmetleri, karayolları, belediye, sağlık ocakları, valilik, kaymakamlık kurumlarımız var mıydı? idare sistemimiz a dan z ye bütün köylerimizde olduğu gibi thamateler tarafından oluşmuyor muydu? köylerimizin üstünde merkezi bir otoritemiz var mıydı? yoktu. bunların hiçbiri yoktu. hatta yazılı bir dilimiz bile yoktu ki 1930 da rusların bize hediye(!) ettiği alfabeyi kullanır olduk. hapishanemiz yoktu. doğru. ama biz devlet de değildik, millet olma olgunluğunda da değildik. bu yüzden ruslara karşı mücadeleyi köy köy verdik, kabile kabile verdik. bu yüzden rusların karşısına düzenli bir ordu çıkaramadık. bu yüzden gerilla taktiğinin uygulayıcıları diye de övündük kendimizle. 1861 yılına kadar bir ulusal meclisimiz de yoktu. işin gerçeği biz dünyanın gerisinde kalmış bir toplumduk ve bu yüzden devlet olamadık, millet olarak varlık da gösteremedik. bu yüzden bütün çağın gerektirdiği bütün kurumlarını oluşturmuş ruslara karşı akılalmaz bir başarı ile 300 yıl direnişin ardından yenildik. üç kıtada at koşturan koskoca osmanlının bile fransız ve ingilizlerin desteği ile kazandığı rus savaşı hariç hiçbir savaşta yenemediği rusların karşısında bir devlet ve düzenli birliklerimizi oluşturamadan nasıl dayanabilirdik ki? meseleye bir de bu yönüyle bakmamız gerekiyor. evet hapishanelerimiz, tımarhanelerimiz yoktu. ama bizim övündüğümüz yoklarımız olması gerekip olmayan yoklarımızdan daha azdı. kendi görüş alanımla bir özeleştiri yapmak istedim. herkese saygılarımı sunuyorum.
gefo5
{ 28 Temmuz 2008, Pazartesi }
konu hakkında şu ana kadaryazılanlar hemen her adiğe insanının yaşam şekliydi
ancak thamede ve yardımcısı adı altında düğün sahiplrinin veya ilgili kişilerin ikramlık olarak hazırladıkları şimdiki alkollü içecek dediğimiz eski hali ile maksıme dediğimiz olköllü bir içecek sunulduğunu gördüm ve duydum (maxsimenin,de adiğelere has milli bir alkollü içecek olduğunu da bildiğimi sanıyordum) doğrusu şimdi kafamda bir acaba sorusu oluştu sadece uzunyaylayamı has diye tereddüt te kaldım satırlarımı lütfen alkol savunuculuğu yapmış olarak değerlendirmeyiniz günümüz adiğelerinin alkol ve sarhoşluktan yana tedirginliğini ve hassasiyetini anlıyor ve katılıyorum hemşerilerimize saygılar sevgiler dileğimle
tlaps
{ 28 Temmuz 2008, Pazartesi }
3 yıl önceydi. Bir adige köyünde balkonda aile fertleri oturuyordu. Yaklaşık yüz metre ileride bulunan yoldan birinin geçtiğini gördüler. Evin büyük kızı onu görünce hemen ayağa kalktı. Baktı geçen kişi adige değildi. 'Mıadigey gışages' (çerkez değilmiş) diye geri oturdu.
Bu kişi toplumda ''wolehi sımahua ğogum sışıblegim ..... ha yapğur gısğomdegıa'' (geçen gün yoldan geçerken ......ların kızı ayağa kalkmadı) dedirtmemek için kalkmıştı. Geçen kişinin çerkez olmadığınıda görünce böyle bişey olmayacağını bildiği içinde hemen geri oturdu. Evet 100 metre öteden geçen bir kişinin bile bizi ayağa diktiği değerlerimiz vardı. Toplumsal otokontrol böyle bişeydi. Şimdi yanıbaşından geçtiğin yeninesil gençler kalkmıyor.Yeni nesil gençlere böyle örnekler verdiğin zaman dalga bile geçiyorlar.Ayağa kalkmışsın kalkmamışsın ne fark eder.Böyle saygımı olur.diyorlar. Evet o kişinin orda kalkıp kalkmaması o kişilere birey olarak ne bişey kazandırır ne de bişey kaybettirir. Ama inanın toplum çok şeyde kazanabilir, çok şeyde kaybedebilir. Zaten şu anki durumda onu göstermiyormu.Eskiden çok şey kazanmışlar.Ama ne yazık ki şimdi ÇOK ŞEY KAYBEDİYORUZ. Saygılarımlal
LIŞE
{ 28 Temmuz 2008, Pazartesi }
yozlaşma çok hızlı önüne geçebilmek için insanımızı sahip olduğu güzel hasletlerin farkına vardırıp kaybetmemesi için bilinçlendirmek gerek.... bu da kullandığımız bu araçlar ve bana göre çok önemli olan mümkün olduğunca birşeyleri vesile edip bir araya gelip beraber olabilme becerisini kazanabilmeliyiz....
Bayazıt tarakçı
{ 28 Temmuz 2008, Pazartesi }
Oğuz bey dillerine sağlık. Evet 'asalet kanda değil ruhtadır,asil olduğunuzu tutum ve davranışlarınızla gösterin' diyen değerli büyüğümüz kazanokua jabağı'yı saygı ve rahmetle anıyoruz.Sizin anlattığınız o güzelim yaşayış tarzına, bu yıl doğumunun 300. yılını kutladığımız ziushan jabağı en büyük katkıda bulunmuştur.
Bizlere düşen günümüz şartlarına uyan xabzelerimizi öncelikli olarak yaşatmamız,hayat tarzımız yapmaktır. sevgi ile kalın. yemuz bayazıt YORUM YAZIN
|
|
© 2005-2006 Uzunyayla.com.
Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.