![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
GARİP BİR ÜLKE MASALIBilmem siz duydunuz mu? Bir dünya varmış, taa uzaklarda. ‘O dünya’ da bu dünyamıza benziyormuş. Tıpkı buradaki gibi; dağlar, ovalar, akarsular, denizler, göller… varmış. İnekler, koyunlar, keçiler, tavuklar…; arılar, sinekler, karıncalar…; güller, laleler, sümbüller, papatyalar…da varmış. Ve yine, bu dünyadaki gibi insanlar da yaşarmış ‘O dünyada’ da. Bir yerde insan olur da orada iyiler-kötüler, mutluluklar, güzellikler, insanlık değerleri; savaş-barış, zulüm, haksızlık, huzursuzluk, kıskançlık, kibir… olmaz mı? Elbette olur. İşte, ‘O dünyada’ da tıpkı bu dünyada olduğu gibi fevkalade güzelliklerin, mutlulukların, insanlık değerlerinin en üst seviyede yaşandığı coğrafyalar ve dönemler olmuş. Bunun yanında; kendini bilmez gözü dönmüş; menfaatçi gruplar, padişahlar, krallar ve başkanlar yüzünden milyonlarca insanın ölümüne sebep olan çok kanlı savaşlar, zulümler, haksızlılar, hukuksuzluklar da yaşanmış. Kısacası; tıpkı bu dünyamızda olduğu gibi; orada da hem iyi, hem de kötü bir tarih yaşanmış, yazılmış. Burada, ‘O dünyada’ yaşanan olumlu ve olumsuz her şeyi yazacak değilim. Yazmaya kalkışsam sayfalar yetmez zaten. Ancak; ‘O dünyaya’ ilişkin benim çok dikkatimi çeken, çok tuhafıma giden bir tarih sürecinden, sizin de mutlaka hayretle karşılayacağınız ve: “Olmaz böyle şey canım!” diyeceğinizi düşündüğüm birkaç sayfayı sizinle paylaşmak istiyorum: ‘O dünyada’ da burada olduğu gibi pek çok devletler kurulmuş, yıkılmış. Tarih süreci içerisinde ‘O dünyada’ bazı devletlerin şiddetle karşı çıkmalarına rağmen Allah’ın lutfuyla bir toplum; oldukça geniş bir coğrafyada, pek çok etnik kökenden halkları bünyesinde barındıran, her halkın kendi dilini konuştuğu; kültürünü, inancını rahatça yaşayabildiği, adeta kurtla kuzunun bir arada yaşadığı büyük bir imparatorluk kurmuş. Gel zaman, git zaman ülke iyi yönetilemez olmuş. Bu arada düşman devletler; askeri, sanayi, teknoloji ve ekonomik alanında sağladıkları gelişmelerden aldıkları güçle gözlerini bu imparatorluğa dikmişler! Ne yapıp edip bu devleti yıkmak, topraklarını ele geçirmek için olmadık bahaneler uydurmuşlar, tuzaklar kurmuşlar. En nihayetinde birlik olup savaş açmışlar koca devlete. Koca İmparatorluk epey direnmiş fakat topraklarının çoğunu bırakıp tabii sınırlarına çekilmek zorunda kalmış. İş, vatanın ve milletin özgürlüğü noktasına dayanınca ülke halkı hep birlikte: “Artık buraya kadar, buradan geriye bir adım daha çekilmeyiz. Ya vatanımızı kurtarır, namusumuzla, şerefimizle özgür oluruz, ya da ölürüz!” diyerek bütün gücünü ortaya koymuş ve tarihi yeniden yazarcasına, emsali görülmemiş kahramanlıklar göstererek vatanını, namusunu, özgürlüğünü kurtarmış. Özgürlük sevdalısı, aklı başında önderlerin ve milletin sağduyulu birlik-beraberliği sayesinde büyük badireler atlatıldıktan sonra nihayet bağımsız yeni bir devlet kurulup ülkede dirlik-düzenlik sağlanıp her alanda güzel başarılar elde edilmeye başlanmış ki, ne olduysa olmuş! Devletin üst kademesindekilerin yönetim anlayışlarında bazı farklı düşünceler, tuhaflıklar ve anormallikler zuhur etmeye başlamış. Şöyle ki: Aynı cephede özgürlük ve vatan uğruna yan yana canlarını ortaya koyanlar arasında birbirinin ayağını kaydırma, birbirini boğma ve yönetimi ele geçirme mücadeleleri başlamış ne yazık ki! İktidar kavgalarının ardı arkası kesilmemiş bir türlü. “Vay şunlar haindi, yok bunlar daha haindi!” suçlamalarıyla birbirlerini yemeye başlamışlar. Nihayet baskın çıkanlar yönetime hâkim olmuş. İş bununla kalsa iyi; aradan çok geçmeden bu defa iktidarda olanlar, tarihî geçmişlerinin ve bilimsel gerçeklerin tam aksine; tek sesli, tek kültürlü, tek dilli, tek düşünceli… homojen bir halk oluşturma hevesine kapılmışlar bazı akıldanelerin yönlendirmeleriyle. Bu düşünce gözlerini o kadar bürümüş ki, daha 15-20 yıl önce yan yana, omuz omuza, aynı ana-babadan doğmuşçasına vatan uğruna savaşan, şehitler veren farklı etnik kökenden olan kardeş halkları yok sayan bir tutum ve davranış içerisine girmişler. Analarından öğrendikleri dillerini konuşmalarını, kültürlerini yaşamalarını, geliştirmelerini yasaklamışlar. Fırsat buldukça da aslı astarı olmayan ithamlara yeltenenler dahi olmuş. Hatta bazıları işi o kadar ileri götürmüşler ki, halkın bir kesimini topluca, “Vatana ihanetle!”, gericilikle, yobazlıkla suçlamaya; kendileri gibi düşünmeyen ve yaşamayanları adam yerine koymamaya başlamışlar. Ders kitaplarına dahi bunları koydurmuşlar. Allah’tan, akl-ı selim ve aydın adamlar varmış da halka hep itidal tavsiye etmişler. Yalan-dolanlara karşı gerçekleri söylemişler ve halkın tahriklere kapılmasının önünü almışlar. Bu sayede ülkede birlik beraberlik korunabilmiş ancak. Birlik beraberlik korunabilmiş korunmasına ya, milletin devlete bakışı değişmiş; bir soğukluk oluşmuş ve Devlet–Millet çatışması başlamış. Zaman içerisinde bu yanlışlığın farkında olan bazı iktidarlar, milletle yakınlık kurmaya çalışmışlar; bir hayli başarı sağlandığı dönemler de olmuş. Lakin yine o bildik, halka tepeden bakan elit kesim “Nuh demiş peygamber dememiş” misali Devlet- Millet yakınlaşmasını ikide bir kesintiye uğratmış. Dahası, esas tuhaf olan ve dudak uçuklatacak şu gelişmeler de yaşanmış o ülkede: Koca İmparatorluklarını paramparça eden, kendilerini esir almaya, hatta tarihten silmeye kalkışan azılı düşmanlarıyla çok geçmeden öyle senli-benli olmuşlar ki; onlara yapmadıkları iltifat, sağlamadıkları kolaylık kalmamış. Okullar, kolejler açmalarına izin vermişler. O ülkelerle aralarındaki ilişkiler gelişsin diye bütün imkânlarını seferber etmişler. Daha dünkü düşmanlarının dillerini ve kültürlerini kendi ülkelerinde yaygınlaştırmak için neredeyse yapmadıkları kalmamış. (Bu ifadelerden uluslar arası iyi ilişkiler kurulmasına, kültürler arası hoşgörüye, dünyada barışın tesisine yönelik girişimlere karşı olduğumuz anlaşılmasın sakın. Tam aksine uluslar arası her türlü iyi ilişkilerin geliştirilmesine, dünyada barış ve dayanışmanın sağlanmasına can-ı gönülden taraftar olduğumuzu ve bunun özlemi içerisinde bulunduğumuzu özellikle belirtmek isterim. Çünkü, savaşların küçük bir azınlığın menfaatine; huzur ve barışın ise bütün insanlığın yararına olduğuna ve olacağına inanmaktayım.) Ülkenin yöneticileri, bir taraftan düşmanlarıyla dost olmanın yollarını ararlarken diğer taraftan ise; yüzyıllardır kendileriyle kader birliği yapmış olan vatandaşlarına kimliklerini, kişiliklerini, kültürlerini ve inançlarını unutturmak için yapmadıkları haksızlığı ve hukuksuzluğu bırakmamışlar. Çok garibinize gitti, değil mi? “Yok canım, daha daha neler!” dediğinizi duyar gibiyim. İnanın gerçekten olmuş bunlar. Bu yazdıklarımı, bu olan bitenleri bizzat gören ve yaşayan birileri anlattı bana. Hatta bu tarihi olayları bazı kitaplardan okuduğumu da belirtmeliyim. Bunları gören ve yaşayan insan, yapılan bu haksızlıklar ve hukuksuzluklar karşısında ne yapar sizce? Üzülür ve kahrolur değil mi? Üzülür de: “Olmaz böyle şey canım! Bunlar akıl işi değil, olsa olsa cahilliğin daniskasıdır ve birlik-beraberliği tahrip etmeye yönelik tuzaklardır” demez mi? Der tabii! İşte ben de aynen öyle düşünüyorum ve ‘O dünyada’ ve ‘O ülke’de olsam da olmasam da bunlara üzülür ve hayretler içerisinde: “Bu kadar da olmaz ki canım! Bunlar insanlığı da, maneviyatı da, milli menfaatleri de tamamen unutmuşlar yahu; nefislerinin ve şeytanın esiri olmuşlar!” derim. Siz, öyle bir ülkede yaşıyor olsanız; neler düşünürdünüz bu olup bitenler ve o ülkenin yöneticileri hakkında Allah aşkına? “Oh oh ne güzel, ne de iyi yapmışlar” demezdiniz herhalde! İşin garibi bu zamanda bile ‘O dünyadaki O ülkede’ hâlâ insan hakları ihlalleri ve lüzumsuz çekişmeler malum birileri tarafından ısrarla sürdürülmeye çalışılmaktaymış aldığım duyumlara bakılırsa! Yazık, çok yazık değil mi? Ah! ‘O Ülke’, ne kadar da hasret; insan haklarına, özgürlüklere, hukuka, demokrasiye ve halkına saygılı bir devlet anlayışına ve akl-ı selim devlet adamlarına; değil mi? Düşünüyorum da: ‘O Dünya’ ve ‘O Ülke’ ile ‘Bizim Dünyamız ve Ülkemiz’ arasında pek çok benzerlikler görüyorum ve: “Yoksa ‘O dünya’ bizim dünyamız ‘O ülke’ de bizim ülkemiz olmasın!” demekten kendimi alamıyorum!.. Bilmem siz ne dersiniz dostlar? Sizce de, doğru mu düşünüyorum acaba? BU YAZARIN TÜM YAZILARI» "BEN!.."DEDİKÇE KAYBEDENLER YORUMLAR
zeynep
{ 17 Temmuz 2008, Perşembe }
TEK KELİMEYLE HARİKASINIZ... Ben bu adresi bir hocamdan öğrendim ve yazınız çok hoşuma gitti. Çok güzel yazmışsınız elinize sağlık.
Fazıl BAGRAD
{ 17 Haziran 2008, Salı }
Ah hocam ah !...
Doğru düşünüyorsunuz hocam, doğru ! Söylenecek çok şey var da ! dası ? Neyse. Anlayan anladı hocam. Elinize, kaleminize sağlık. Çok daha açık söylerseniz mazallah sizi de uzunyayla.com'u da KAPATIVERİRLER ona göre hocam!.. YORUM YAZIN
|
|
© 2005-2008 Kafkas Diasporası &
Aksi belirtilmeyen tüm yazıların yayın hakları sitemize aittir. Kaynak gösterilmek koşuluyla alıntı yapılabilir.
SİTEMİZİN HİÇBİR DERNEK VE VAKIFLA İLİŞKİSİ YOKTUR
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.En iyi görünüm için 1024x768+ ekran çözünürlüğü ve Mozilla Firefox tarayıcı kullanmanız tavsiye edilir.
İletişim ; 0352 3204030 - Cep Telefon ; 0530 4336701
PASİFİK YATIRIM LTD.ŞTİ. www.mobilyarehberi.com www.BerkmaX.com www.36hafta.com