![]() |
ŞEVKETİYE KÖYÜ |
Yanıt Yaz
|
| Yazar | |
g_bahsii
Yeni Üye
Kayıt Tarihi: 22 Temmuz 2009 Aktif Durum: Aktif Değil Gönderilenler: 1 |
Alıntı Cevapla
Konu: ŞEVKETİYE KÖYÜGönderim Zamanı: 22 Temmuz 2009 Saat 18:35 |
|
Şevketiye Köyü, Aydın’ın yedi kilometre kadar batısında bir Çerkez köyüdür. Köyün kuruluşu 1884 yıllarına rastlamaktadır.. Kafkasya’daki Rus yenilgisinden sonra Çerkesler 1864 yılından itibaren Osmanlı topraklarına sığınmaya başlamışlardır. Osmanlıda Çerkezleri, imparatorluk topraklarının her yerine dağıtmıştır. Bizimkiler Tuapse yöresinden deniz yoluyla Karadeniz’i aşıp Tuna boylarına, Rumeli’ye geldikleri anlaşılmaktadır. Bunu Çerkezce türkülerimizdeki Rumeli sözcüklerinden ve de Tuna sahilinde oturanlar anlamına gelen Çerkezce aile lakaplarından da anlayabilmekteyiz. Balkan savaşı’na kadar Rumeli’de kalındığı Balkan bozgunundan sonra bütün Rumeli Türkleri gibi Anadolu’ya göç edildiği, Bizimkilerin, gemiyle Fethiye yahut Güllük iskelesine geldikleri, buradan da belirlenen bölgelere sevk edildikleri anlaşılıyor. Bizim köylüler önce Aydın’da Bey Cami’sinin külliyesine yerleştirildiği, Köyümüz kurulana kadar bir süre burada kalındığı, Aydın’ın toprak zenginlerinden Hacı İbrahim Bey (Kazım Karabekir paşanın karısı bu Beyin torunlarından biridir), köyümüzün şimdiki yerini saptadığı, oraya yerleşmelerine vesile olduğu ve köyün camisini yaptırdığı anlatılmaktadır.. Köyün ilk adı Osmaniye olarak konulmuş, Kurtuluş savaşından sonra ise Şevketiye olarak değiştirilmiştir. I.Dünya Savaşı sonrası Yunan işgali başladığında köy halkı, daha güvenli olan İtalyan işgal bölgesine, Menderes nehrinin güneyine gittikleri bilinmektedir. Yenilgiyi takip eden mütareke sonrası, bir albay yahut paşa köyleri dolaşarak, anlaşma gereği teslim edilecek Aydın cephaneliğindeki silahları, cephaneliği basıp almalarını, kendisinin bütün nöbetçileri çektiğini, bu silahların daha sonra çok lazım olacağını köylülere söylemiş. Bizim köylüler de cephaneliği basıp bir araba dolusu silah almışlar. Güneye gidiş sırasında, Menderes nehrinden geçişi sağlayan sal, birkaç eşkiyanın elindeymiş ve geçiş için kişi başına bir altın alıyorlarmış. Bizimkiler de silahlı oldukları için kısa bir çarpışma sonunda Salı eşkiyadan kurtarmışlar. Menderes’in güneyine göçme işi İzmir’in işgalinden sonra 1919 Mayıs sonlarına rastlamaktadır. … Kurtuluştan sonra ise köylüler tekrar köye dönmüşler. KÖYÜN KONUMU VE ULAŞIM Köyümüz ilk kurulmuş olduğu, Aydın’ın 7 Km kuzey batısında; Aydın-İzmir karayolunun 5’inci Kilometresinde bulunan DSİ bitiminden güneye sapılarak, her iki tarafı çam ağaçlarıyla kaplı iki kilometrelik mesafenin ardından, kuyulu köyünü geçince kolayca ulaşılabilecek yerde bulunmaktadır. Ayrıca Aydın-İzmir karayolunun 2. km de bulunan efeler mahallesinden güneye sapılarak, üniversite yolunu takip etmek suretiyle ışıklı köyünü geçtikten hemen sonra ulaşılabilmektedir. 1980 li yıllardan 1990 lı yıllara kadar köyümüze ulaşım Aydın merkezden saatte bir kalkan belediye otobüsleri ile sağlanırken, bugün şehir içi dolmuşlarının son durağı olan köyümüzün en güney ucundan 10 dk bir kalkıp köy içinden geçmesiyle sorunsuz ve kolay bir hale gelmiştir. Köy kuzeyden güneye doğru dik bir yolun her iki tarafına ön veya yan tarafı bahçeli olarak kurulmuş kargir tip evlerden oluşmuştur. Bu evlere bitişik doğu ve batı taraflarına bakan 3 ila 5 er dönümlük tarlalar mevcuttur. Köyümüzün hemen batısı doğusu ve güney batısında 3 adet toplam 400 dönüm civarında meralar bulunmaktadır. Meraların bitiminde ise özellikle 1980 sonlarında yapılmış tesviye drenaj ve sulama kanallarıyla son derece verimli ve Büyük Menderes nehrine kadar uzanan geniş bir ova bulunmaktadır. DİKKAT ÇEKİCİ ÖZELLİKLER Köyde görebileceğimiz en belirgin özellik taşıyan davranış biçimi, yaşlılara ve büyüklere saygılı davranılması ve karşılaşıldığında ya da önünden geçen bir büyük olduğunda ayağa kalkılmasıdır. Ayrıca bayanların bir erkek yoldan geçerken ayağa kalkması ve onun önünden geçmemesi koruyabildiğimiz adetlerimizdendir. Büyüğe karşı gelmek, tartışmak, yer vermemek (kendinden küçük bayanlar dahil),itibar göstermemek affedilir davranışlardan değildir. Büyüklerin ise küçüklere, sevgi ve olumlu yönlerdirmeleri ile hayata hazırlayıcı, kendilerini bir birey olarak hissettirecek davranışları göze batmaktadır. Bu konuda en güzel örnek ise, değerli büğüyümüz ve köylümüz sayın Necdet Ersoy’un kitabında yazmış olduğu anı ile ifade edebiliriz. . “ Düğün için Aydın’dan Belediye bandosu personelinden oluşan bir bando çağrılırdı. Bando bahçenin bir yerine yerleşir erkek konuklar o gün için kiralanmış masa ve sandalyelere oturtulur, kadın konuklar da etraftan ve ev içinden düğünü izlerlerdi. Düğün evine gelmek üzere yaklaşan bir konuk silahını çeker, birkaç el havaya ateş ederek gelmekte olduğunu duyururdu. Silah sesi düğün evinden duyulunca bando ekibinden iki kişi, mesela klarnetçi ile kemaneci koşarak gider, gelen konuğu biraz uzakta karşılar, aralarına alır, bu iki çalgıcı çalgılarını çala çala konuğu düğüne kadar getirirlerdi. Masalarda rakı, meze ve yemek ikram edilirdi. Düğün oğlan evinde başlar, yenir içilir, bir süre sonra kız evine doğru yola çıkılırdı. Yola çıkma ve yol alma, düğüne katılan belli başlı erkeklerin çalgıcılar eşliğinde, 5-10 metrede bir mola verip, yere oturup, yiyip içmeye devam ederek, arada bir kalkıp zeybek oynayarak olurdu. Kafayı iyice bulan bu grup, ayakta durmakta ve yürümekte güçlük çekmeye başlayınca, kol kola tutuşulur, dengeyi böyle sağlamaya çalışılırdı. Arada bir silah çekilir, havaya birkaç el ateş edilirdi. Kız evine gidiş dönüş temposu, akşama doğru gelin, oğlan evine ulaştırılacak şekilde ayarlanırdı. Oğlan evine ulaşıldıktan sonra esas düğün gecesi başlardı. Fenerlerle, lüks lambalarıyla aydınlatılmış avluda düğün, gece yarısına kadar sürerdi. Bazen düğün sahibinin bir yakını yakalanır, bir ağaca veya direğe tek ayak üzerinde durabilecek şekilde bağlanır ve omzuna da su dolu bir testi verilirdi. Yani bir nevi işkenceye tabi tutulurdu. Bu işkence, düğün sahibinden istenen fidye verilinceye kadar sürerdi. Fidye düğün sahibinin ekonomik durumuna göre bazen bir horoz, bazen bir koyun olurdu. Şaban amcanın evi de köyün en üst ucundaydı. Şaban amca babamı temsilen büyük oğul olarak düğüne beni davet etmişti. Bu davetten çok gururlanan annem beni o günün imkanlarına göre giydirip kuşattı ve düğüne yolladı. Tabii benim düğün evine yaklaştığımı haber verecek tabancam yoktu. Ama bir şekilde bu iş ayarlanmış olmalı ki, düğün evine yaklaştığımda, klarnetçiyle kemaneci koşarak geldiler ve beni aralarına aldılar. Ben iki çalgıcının arasında parmak kadar bir çocuktum ama gösterilen itibardan o anda büyüyüvermiş, kocaman delikanlı olmuştum sanki. İki elim arkamda vakar ile ilerleyip gösterilen yere oturdum. Bana tabii rakı verecek değillerdi. Bir simit verildiğini iyi hatırlıyorum ama acaba ayran mı içmiştim, gazoz mu onu hatırlayamıyorum.” Bayramlarda ise hazırlıklar 10 gün öncesinden başlayarak her yer pırıl pırıl olacak şekilde temizlenir. Özellikle bayrama birkaç gün kala evlerin dış cephelerine boya yapılmasına dikkat edilir. Evlerin genellikle eski yapı olmasından dolayı dış duvarlar kirece boyanır. Bayram sabahı gün ağarmadan kalkan haneler, ilk önce kapı önlerini mutlaka süpürerek bayrama girer. Herkesin kendi evinin önünü temizlemesi sonucu tertemiz bir sokak oluşur. Bayram nedeniyle dışarıdan gelen köylülerimizle birlikte üçe katlanan cemaatle birlikte, bayram namazının ardından çevre bölgelerde pek alışık olmayışının aksine topluca mezarlığa gidilir. Burada okunan dualardan sonra evlere dağılınır. Evlerdeki bayramlaşmanın ardından, büyükleri ziyaret başlar. Köyde Çerkez geleneklerinin devam ettirildiği konulardan birisi de evliliklerde yaşanmaktadır .Evliliklerin yakın akraba ile yapılmamasına önem verilmektedir. Yakın akraba dışında aynı sülaleden kız alıp vermek Adige Xabze'ye tamamen terstir. Günümüzde yavaş yavaş Çerkez olmayan kişilerle yapilan dış evlilik sayısıda artmaya baslamıştır. Bunun en önemli nedeni asimilasyona uğramaya başlamış olmamızdır. SÜLALELER Köyümüzde şuanda var olan belli başlı Adige sülaleleri şunlardır; Tiğuj, Gonojuko, Hatko, Yediç, Apij, Lıhujiko ,Natho ,Kobli, Jane, Luij, Şalaho, Şouş, Nibe, Piherşarko, Lepsuko, Nepsov, Çeremit, Hupaşej, Bağe, Duvo, Besni, Kofi, Halako, aileleri yaşamaktadır Düzenleyen yönetici - 27 Temmuz 2009 Saat 23:13 |
|
![]() |
|
38&35
Yeni Üye
Kayıt Tarihi: 27 Şubat 2009 Aktif Durum: Aktif Değil Gönderilenler: 5 |
Alıntı Cevapla
Gönderim Zamanı: 23 Temmuz 2009 Saat 01:46 |
|
sewgili kardeşim bu tanıtımı okunmasın diye mi paylaştınız:)
zira kırmızı rennkler hariç okunmuyorda :(
|
|
|
AbkhazianForeveR
|
|
![]() |
|
Yanıt Yaz
|
| Forum Atla | Forum İzinleri ![]() Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma Kapalı Forumda Cevapları Silme Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme Kapalı Forumda Anket Açma Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma |